Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Özeti – Peyami Safa

69
dokuzuncu hariciye koğusu

1899-1961 yılları arasında yaşamış olan romancı ve düşünürlerimizden Peyami Safa, Batı’ nın kültürümüz üzerinde yaptığı etkileri işleyen romanları ile tanınmaktadır. Batı düşünce sisteminin, Doğu kültürünü asimilize eden taraflarına dikkat çektiği romanlarından Yalnızız konuyu bir bütün olarak işlediği en önemli eseridir.

İki yaşında yetim kalan Peyami Safa, ilkokul yıllarında hastalıkla boğuştu. Gençlik çağlarında bir süre  öğretmenlik yaparak hayatını kazandı. Daha sonra basını seçti ve Yirminci Asır adında bir gazete çıkarttı. Beyin kanamasından hayatını kaybettiği 1961 senesine kadar çok sayıda hikaye, roman, deneme yazıları kaleme aldı.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’ nun Peyami Safa Eserlerindeki Yeri

     Dokuzuncu Hariciye Koğuşu konusu bakımından Peyami Safa’ nın diğer kitaplarından ayrılmaktadır. Bu roman, otobiyografi niteliği taşımakta ve yazarın yaşadığı hastalık dönemlerini işlemektedir. Bu açıdan da yazarın  doğu-batı kültürü ve çatışmaları, batı kültürü ekseninde ahlaki çöküş konularından uzak tek romanıdır.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Özeti

İlk baskısını 1930 yılında yapan kitap, bir hastalık merkezinde onbeş yaşındaki  roman kahramanının psikolojisini, insani bir duyarlılıkla işlemektedir. Romanda hasta psikolojisinin oldukça başarılı bir şekilde işlenmesi,  roman konusunun Peyami Safa’ nın gerçek yaşamı ile olan ilişkisine bağlıdır.

Adı belirtilmeyen roman kahramanı, sekiz yaşından beri tıp dilinde arthrite tuberculeuse adlı bir tür kemik veremi hastalığına yakalanmış, dizindeki kemik veremi nedeniyle birkaç kez ameliyat olsa da iyileşememiş, onbeş  yaşında yoksul bir gençtir. Hastalığın ilerlediği bir dönemde bacağını kaybetme riski ile karşı karşıya kalmış, doktorunun  tavsiyesi üzerine tatilini geçirmek amacıyla emekli ve varlıklı bir paşanın Erenköy’ deki köşküne yerleşmiştir. Bu köşk aynı zamanda uzaktan akrabaları olan bir paşaya aittir ve zaman zaman gencin yatıya kaldığı, paşaya kitap götürdüğü, paşayla birlikte kitap okuduğu bir yerdir. Burada hem hastalığın son safhasını annesinden saklamak istemekte hem de bir ay boyunca sakin bir hayat yaşayarak ve bol bol temiz hava alarak iyileşmeyi ummaktadır.

Erenköy’ de paşanın kızı Nüzhet’ e duygusal bağlar geliştirir. Nüzhet kendisinden yaşça büyüktür. Diğer taraftan  Nüzhet’ in ailesi böyle bir yakınlaşmaya sıcak bakmamakta, üstelik Nüzhet’ in annesi kızlarını kendisinden onbir yaş büyük olan doktor Ragıp ile evlendirmeyi düşünmektedir.  Bu sırada Nüzhet, hasta gence karşı gelgitler yaşamakta, bu sebeple zaman zaman yakınlaşsalar da adı konmamış bir ilişki sürdürmektedirler. Bu durum, kızın annesinin ilgisini çekmekte ve tepkisine yol açmaktadır.   Bu ilişkiler yumağında  hasta genç, zarar görür. Çünkü kısa zamanda Nüzhet’ e olan ilgisi sebebiyle Nüzhet ve annesi ile aralarındaki ilişkiler zedelenir, üstelik paşa ile de görüş farklılıkları sebebiyle araları açılır.  Nüzhet’ in annesi, kızını gençten uzak tutmaya çalışır. Bu durum karşısında bunalımlı ve sıkıntılı bir döneme girer.

     Hastalığı iyice ilerler ve bacağın kaybı söz konusu olunca dokuzuncu hariciye koğuşunda tek kişilik odaya yatırılır. Gencin bu odada günlüğüne yazdığı satırlar, bir hastanın psikolojisini mükemmel bir duyarlılıkla işler ve böylelikle romanın en can alıcı satırlarını oluşturur. Uzun süren ve gencin zaman zaman sayıklamalarla geçirdiği dokuzuncu hariciye koğuşu günleri, hastalığın iyileşmesi ve bacağın kurtarılması ile sona erer. Genç, hastanede yattığı sırada paşanın felç geçirdiğini, Nüzhet’ in ise Ragıpla evleneceğini öğrenir.
Roman, gencin hastane elbisesini çıkartarak, dokuzuncu hariciye koğuşundan ayrılması ile son bulur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz